GÖZLERİMİ SENDEN ALAMIYORUM

Bir anlasan, içimdeki, niyeti,
Kayboldum, ben beni, bulamıyorum…,
N’olur, zehir etme, bana hayatı,
İstesem de, sensiz, olamıyorum.,,,

Sanma gelip geçen, bir hevesteyim,
Aşığınım, tutulmuşum, hastayım,
Hicranınla, gece, gündüz, yastayım,
Gülmek haram oldu, gülemiyorum….

Burcu, burcu, kokar, oldu nefesin,
Kulağımda, yankılanır, o sesin,
Cin misin, peri misin, sen nesin?
Bana bir hâl ettin, bilemiyorum…

Dal boylum, işvelim, edalım, nazlım,
Şiirim, şarkım, bülbül avazlım,
Mehtaba şevkini, veren ay yüzlüm,
Gözlerimi senden, alamıyorum…

Kurtoğlu’m mührünü, vurdun gönlüme,
Yerleştin gittin, tüm benliğime,
Şart mıydı işlemen, iliklerime?
Elimde değil ki, silemiyorum…..

Bu Yazımız Toplam 12 Kez Görüntülendi

29 Temmuz 2011
Okunma 12
bosluk

Senden sonra bende kalanlar

Her gün biraz daha yabancılaştım kendime

Ayın güneşe, kalemin silgiye yabancılaşması gibi

Ben yazdım sen sildin

Sen yazdın ben sildim..

Kaşlarım çatık yine bugünlerde

Haklıyım ama

Gülmek için bi nedenim olmadı ki hiç

Hani sen arkanı dönüp gittin ya

Aslında sen benden hiç gitmedin

Fatketmedin ama

Giderken bende seninle geldim

Çatık kaşlarım kaldı benden geriye..

Neye hasret kaldığımı unutuyorum bazen

Telefon çalıyor

Açsam mı? Açmasam mı?

Senle dinlediğimiz o şarkı çalarken

Niye açayım ki?

Sanki yanımdasın

Yine her zaman ki gibi tatlı tatlı gülüyorsun

Sen gülüyorsun ben seyrediyorum

İçimi ısıtıyorsun..

Birden bir titreme geldi

Üşüdüm sanki

Arayan kişi vazgeçmişti anlaşılan

Şarkımız kesilmişti

Sessizlik…

Soğuk…

Sensizlik…

Yanlış anlama hemen

Ben hep senleydim ama

Az önce içimi ısıtan gülüşün yoktu yanımda..

Yine gülerken yakaladım kendimi

Utandım…

Çattım yine kaşlarımı

İhanet saydım gülüşümü

Her güldüğümde sendeki ben bana dönüyordu sanki

Ben sende kalmalıydım

Kimsenin gülüşümü görmesi gerekmiyordu zaten..

Sorular…

Hep sorular…

Bıktım herkesin soru sormasından

Hep aynı sorular

Sanki kimsenin derdi yok

Kimse kendine soru sormuyor

Ayrıldık diyemiyorum kimseye

Ben sendeyken nasıl ayrıldık diyebilirim ki?

Şşt sana diyorum

Efendim…

Ayrıldınız mı?

Sanki ikinci kez sormuştu

Yada üç

Hatırlamıyorum…

Gülüşü kendime getiriyor beni

Hayır.. Ayrıldı.!

Sorular…

Ardı arkası kesilmeyen sorular

Kaçarcasına çıkıyorum ordan..

Eve geliyorum yatağımıza uzanıyorum

Sanki hala sen kokuyor

Kapatıyorum gözlerimi

Senin nefesini çekiyorum içime

Tutatbildiğim kadar tutuyorum

Yine yanımdasın…

Yine gülüyorsun tatlı tatlı

Bu arada

Tatlı mı? Datlı mı?

Tatlı tatlı, datlı datlı

Datlıyım tabi diyişin geliyor aklıma

Datlıyyyım…

Böyle y’yi uzatırdın ya

Datlıyyyım…

Ya ben?

Ben hiç datlı olamadım

Tatlı olabilirdim

Şeker olabilirdim ama

Sen yokken hiç datlı olamadım..

Kapı çalıyor

Tık tık tık…

Ne var?

Bu benim en asabi halim

Tık tık sesi bile sinirlenmeme yetiyor

Sonra bi ses…

Süleyman abi?

Ne varr..?

Abi ne bağırıyorsun, yemek hazır…

Yemek mi?

En son ne zaman yemek yemiştim?

Üzerimde bi hafiflik var

Kilo verdim sanırım

Yada sen giderken bende bıraktıklarındı bu halim..

Tekrar yatıyorum yatağıma

Şarkımız çalıyor

Yine yanımdasın

Sabah oldu sanırım

Uyuyamıyorum…

Oysa sen yanımdayken hep uyurdum

Şarkımız çalıyor

Uyanmak istemiyorum

Biliyorum, gözlerimi açtığımda sen çoktan gitmiş olacaksın

Alarmı kapatmam gerekiyor

Ama şarkımız çalıyor..

Bu Yazımız Toplam 8 Kez Görüntülendi

29 Temmuz 2011
Okunma 8
bosluk

Korktuğum Şey

Gün çekildi pencerelerden;
Aynalar baştan başa tenha.
Ses gelmez oldu bahçelerden;
Gök kubbesi döndü siyaha.

Sular kesildi çeşmelerden;
Nerden dolacak bu taş nerden,
Nergislerin açtığı yerden
Ey kuş uçurtmayan ejderha?

Ne yardan geçilir, ne serden;
Korkuyorum bu gecelerden.
Bel bağladığım tepelerden
Gün doğmayabilir bir daha.
Cahit Sıtkı Tarancı

Bu Yazımız Toplam 1 Kez Görüntülendi

29 Temmuz 2011
Okunma 1
bosluk

Küçük Bir Kıymık

Küçük bir kıymık saplandı yüreğimin tam ortasına.

Yapraklarımla başladı bedenim solmaya.

Gözlerinin derinliklerine hapsettiğin bu ruh,

Şimdi acı çekiyor hasretinle,

Hayat tohumlarımızı ektiğimiz bahçede.

Sensizliği her haykırışımda bu yalan dünyaya

Yine aynı çığlık sesi kulağımda…

Yine aynı his umutlarımda…

Vazgeçemediğim gibi vazgeçemediğiydim onunda.

O bensiz bense ruhsuz yaşıyorum bu dünyada.

Şafaklı bir gecenin umuduyla bekliyorum hala.

Cezaevinden dışarı attığım ilk adımda

Kokunu sezmiştim burnumda.

Özlemini hissetmiştim yüreğimde.

Evimize attığım ilk adımda ise

Yavaş yavaş yaklaştım odamıza.

Sanki,sen içerde uyuyormuşçasına,

Sessizce açtım kapıyı ardına.

Kapattığımda yine kalakaldım tüm yalnızlıklarımla.

Odamın hücremden hiçbir farkı yoktu aslında.

Yatacak bir divan ve vazgeçemediğim o dört duvar.

Artık kalmak istemiyorum bu evde.

Yaşadığımız onca anılarla birlikte.

Evet,aslında biz hiçbir şey yaşamadık.

Sadece ben yaşattım hayal gücümle.

Seni ve beni… Yani bizi…

Geceyi havai fişekler şekillendirdiği zaman

Aydınlık doğdu gözlerime.

Tıpkı sabah olmuş gibi kalktım,

Elimi yüzümü yıkadım ve aynaya baktım.

Bir cam gibi parçalandı hayallerim benimle birlikte.

Yalnızlığımdan korktum o an.

Ayna da gördüğüm ise buruşuk bir surat,

Saçları ak ve ruhu yaşlanmış bir adam.

Meğersem iki sokak ötede

Bir başka çift girmiş dünya evine.

Tıpkı ölümün bana yakın olduğu kadar

Ben de sana yakın olmak istemiştim.

Ölümün olmadığı yere kadar…

                                                        Mustafa İNCE

Bu Yazımız Toplam 7 Kez Görüntülendi

21 Nisan 2011
Okunma 7
bosluk

İstiklâl Marşı

–Kahraman Ordumuza–

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
Bu ezanlar – ki şahâdetleri dinin temeli -
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder – varsa – taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy
Makale: Murat İNCE

Bu Yazımız Toplam 20 Kez Görüntülendi

7 Şubat 2011
Okunma 20
bosluk
Php Mysql Dersleri Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam
reklam

Tavsiye Bağlantılar