Bu Yazımız Toplam 8 Kez Görüntülendi
Küçük bir kıymık saplandı yüreğimin tam ortasına.
Yapraklarımla başladı bedenim solmaya.
Gözlerinin derinliklerine hapsettiğin bu ruh,
Şimdi acı çekiyor hasretinle,
Hayat tohumlarımızı ektiğimiz bahçede.
Sensizliği her haykırışımda bu yalan dünyaya
Yine aynı çığlık sesi kulağımda…
Yine aynı his umutlarımda…
Vazgeçemediğim gibi vazgeçemediğiydim onunda.
O bensiz bense ruhsuz yaşıyorum bu dünyada.
Şafaklı bir gecenin umuduyla bekliyorum hala.
Cezaevinden dışarı attığım ilk adımda
Kokunu sezmiştim burnumda.
Özlemini hissetmiştim yüreğimde.
Evimize attığım ilk adımda ise
Yavaş yavaş yaklaştım odamıza.
Sanki,sen içerde uyuyormuşçasına,
Sessizce açtım kapıyı ardına.
Kapattığımda yine kalakaldım tüm yalnızlıklarımla.
Odamın hücremden hiçbir farkı yoktu aslında.
Yatacak bir divan ve vazgeçemediğim o dört duvar.
Artık kalmak istemiyorum bu evde.
Yaşadığımız onca anılarla birlikte.
Evet,aslında biz hiçbir şey yaşamadık.
Sadece ben yaşattım hayal gücümle.
Seni ve beni… Yani bizi…
Geceyi havai fişekler şekillendirdiği zaman
Aydınlık doğdu gözlerime.
Tıpkı sabah olmuş gibi kalktım,
Elimi yüzümü yıkadım ve aynaya baktım.
Bir cam gibi parçalandı hayallerim benimle birlikte.
Yalnızlığımdan korktum o an.
Ayna da gördüğüm ise buruşuk bir surat,
Saçları ak ve ruhu yaşlanmış bir adam.
Meğersem iki sokak ötede
Bir başka çift girmiş dünya evine.
Tıpkı ölümün bana yakın olduğu kadar
Ben de sana yakın olmak istemiştim.
Ölümün olmadığı yere kadar…
Mustafa İNCE